DEÜNİDER Yönetim Kurulunun KHK’ler ve Akademik Yaşam İle ilgili Açıklaması

Özgür bir üniversite bireyin özgürleşmesi için gereklidir. Özgür bir toplum da özgür bireylerce kurulur ve yaşatılır. Bu bağlamda üniversitenin değerlerinin savunulması yalnızca mesleki dayanışma olarak akademisyenlerin ve üniversite derneklerinin değil toplumun tüm bileşenlerinin sorumluluğudur. Bu bilinçle, dayanışmanın ve toplumsal sorumluluğumuzun bir gereği olarak OHAL döneminde gerçekleştirilen idari uygulamaların içeriği ve sonuçları konusunda kamuoyunu bilgilendirmeyi, hükümetin dikkatini çekmeyi görev kabul ediyoruz.

Çağdaş hukuk sistemlerinde devletler olağan hukuk kuralları ve uygulamaları ile başa çıkılamayan durumlarda bu süreci yönetebilmek için OHAL rejimini istisnai bir yönetim aracı olarak kullanabilmektedirler.

Demokratik hukuk devletinin öncelikli görevi, OHAL rejim ilanına neden olan sebepleri bir an önce ortadan kaldırmak ve mümkün olan en kısa zamanda temel hak ve özgürlükleri önceleyen hukuk devleti uygulamasına geri dönmektir.

OHAL sürecinde yapılacak uygulamalarda demokratik hukuk devleti temel alınmalı, keyfi, baskıcı ve hukuk dışı uygulamalardan kaçınılmalıdır. Daha da önemlisi yürütülecek tüm işlemler hukuk açısından denetlenebilir olmalıdır.

Demokratik rejimlerde hukuk asgari koşullardan biri olarak, yurttaşların toplumu ilgilendiren konularda cezalandırılma korkusu taşımaksızın, özgürce fikir alma ve verme hakkını güvence altına alır.

İhraç edilen akademisyenler uygulamasında olduğu gibi hükümetin OHAL gerekçesiyle çıkarttığı KHK’lar demokratik toplumun ve özerk üniversitenin temel öğelerinden biri olan ifade özgürlüğü ve akademik özerkliği onarılmaz biçimde tahrip etmiştir. İhraç işlemi hem uluslararası hem ulusal hukuka aykırıdır. Anayasanın 130/7. maddesine göre, öğretim elemanları ancak YÖK ve üniversitelerin yetkili organları tarafından meslekten ihraç edilebilirler. Meslekten ihraç işleminin hukuksal dayanağını oluşturan KHK’lar OHAL’in gerekli kıldığı bir konuda olmalıdırlar, bu kapsamı aşamazlar.

İdarenin hukuka aykırı meslekten ihraç işlemi karşısında bazı üniversitelerde akademisyenler, meslektaş dayanışmasının bir gereği olarak ve kamuoyunun dikkatini bu soruna çekmek amacıyla toplantılar düzenlemiş ve basın açıklamaları yapmışlardır. Bu açıklamalar sırasında emniyet güçleri, aklıselimden uzak ve orantısız şiddet kullanılan bir müdahale ile öğretim elemanlarının cübbelerini ayaklar altına almışlardır.  Akademik cübbe üniversitenin kimliğini, toplumun geleceğini ve vicdanını simgeleyen, el üstünde tutulması gereken bir semboldür. Bu anı gösteren fotoğraf vicdanlarda yara açmış, kamuoyunda utanç veren üzücü bir durumu belleğimize kazımıştır.

Kamu otoritelerinin OHAL kapsamında bile olsa, eylem ve işlemlerinde savunma hakkının kutsallığı, masumiyet karinesi, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı gibi temel hukuk devleti ilkelerini hassasiyetle gözetmeleri gereklidir.  Kamu yöneticileri çağdaş, çoğulcu demokrasiye dayalı devlet olmanın başat koşulu olan bu ilkeleri lekeleyecek uygulamalardan özenle kaçınmalıdırlar.

Özgür ve özerk bir üniversite ve toplum için hukuk dili yeniden egemen olmalı, OHAL ivedilikle kalkmalı, ihraç edilen akademisyenler görevlerine iade edilmeli, hak kayıpları telafi edilmelidir.

 

Dokuz Eylül Öğretim Elemanları Derneği (DEÜNİDER YK)

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şube

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (EĞİTİMSEN) İzmir 3 no’lu Şube

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İzmir Şube

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED)