“Başka bir üniversite mümkün”

Üniversite Dayanışma Platformu’nun

“Bilim Kimin” Sempozyumu Sonuç Bildirisi ve Örgütlenmeye Çağrısı:

“Başka bir üniversite mümkün”

8 Kasım 2014

İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Çanakkale, Muş ve Çorum’dan gelen yüze yakın bilim insanı 8 Kasım cumartesi günü gün boyu akademinin bugün içinden geçtiği süreci tarihsel veçheleri ve küresel boyutlarıyla birlikte ele alarak derinlemesine tartıştı. Üniversite Dayanışma Platformunun öncülüğünde “Başka bir üniversite mümkün! Akademisyenler akademik özgürlük tarihini, hak ihlallerini, hak mücadelelerini ve örgütlenme deneyimlerini tartışıyor” şiarıyla gerçekleştirilen etkinlik, bilim tarihçisi Mehmet Ö. Alkan’ın, “Türkiye’de Akademik Özgürlüklerin Tarihi” başlıklı sunumuyla başladı, devamında Füsun Üstel GIT Türkiye tarafından hazırlanan “Akademide Hak İhlalleri Raporu (2014)”ün sunumunu gerçekleştirdi. Öğleden sonra Aslı Odman “ Şirketleşen Akademide Hak İhlalleri, Hak Mücadeleleri ve Örgütlenme Deneyimleri: Vakalar” Cem Terzi ise “Akademik Kapitalizm ve Üniversite-Sanayi İşbirliği” başlıklı sunumlarını yaptılar. İTÜ Asistan Dayanışmasından Aykut Kılıç ise güncel bir konu olan “Araştırma Görevlileri ve Akademik Güvencesizlik “ başlıklı konuşmasını yaptı.

Son olarak gerçekleştirilen “Bilim Kimin, Bilgi Nerede Üretilir” başlıklı forumda pek çok katılımcı söz alarak bilim insanlarının ortak mücadelesinin örülmesinin önemini vurguladılar ve bu mücadelenin önümüzdeki dönemin acil ihtiyacı olduğuna işaret ettiler. Böyle bir mücadelenin örgütlenmesi için ortak bir aklın yaratılması, kurumlarımızın gürbüz ve etkin olması ve bilim insanlarının daha cüretkar davranması gerektiği de forumda konuşmacıların sıkça yaptığı vurgulardı.

Bilimsel kurumları şirketleştirirken bilim insanlarını da itaatkâr hale getiren süreçler karşısında mücadele edenlerin niceliğinden ziyade niteliğinin önemli olduğu vurgusu kimi konuşmalarda öne çıkarken akademide hak ihlalleri ve baskıların çok yoğun olduğu kimi yerlerden doğru dürüst bilgi akışının dahi sağlanamadığına dikkat çekildi.

İtaat geleneği olanların akademisyen olarak kadrolara alındığı, üniversitelerde sindirilme –baskılamanın sonucunda korkak insanların arttığı, korkaklığın özgür düşünememek olduğu vurgulandı.

Yeni kavramlar üretmenin, Kürt meselesi, Ermeni meselesi gibi hassas konularda araştırma yapmanın oto sansüre uğradığı, bu konularda çalışan araştırmacıların araştırmalarının kabul edilmediği, dışlandığı, doğaya-yaşama saldırıları dile getirilmesinin baskılandığı vb araştırma özgürlüklerine, araştırmalara yapılan müdahaleler örnekleri ile aktarıldı. Bu tip çalışmaların zaten az olduğu, üstelik sermayenin ve hükümetin politikalarını destekleyen araştırmaların arttığı, performans kriterleri vb uygulamalarla sermaye müdahalelerinin  arttırıldığı vurgulandı. Bilimsel özgürlükten yana olan araştırmacıların üzerilerindeki saldırıların, üniversitelerde güvencesizliğin giderek artmakta olduğu, buna karşı özgürlükten yana alternatif üreten, bilgi üreten meslektaşlarımıza, güvencesiz konumdaki eğitim emekçilerine sahip çıkamayışımız, Gezi, Kobane, Roboski sürecinde protestolara katıldığı gerekçeleri ile son dönemde sayıları daha çok artan, tutuklanan, gözaltına alınan, sistemetik bir şekilde fişlenen, eğitim hakları ellerinden alınmak istenen, soruşturmaya uğrayan öğrencilerimize yeterince destekçi olmayışımız tartışıldı. Taşeronlaşma ve güvencesiz koşullara emeği sömürülen üniversite emekçilerinin mücadelesinin akademik özgürlükler mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceği, öğrenciler, memurlar, taşeron işçiler, akademisyenler, asistanlar olarak ayrıştırılmanın biat eden üniversite oluşturma hedefini güçlendirdiği, buna karşı dayanışma ve mücadelenin istenen düzeyde olmadığı vurgulandı. Akademik özgürlüklerin yok edilmesinde, öğrenciler ve akademisyenler üzerindeki baskının arttırılmasında soruşturmaların etkisi, bu soruşturmaların akademisyenler tarafından yürütülmesindeki çelişkiye; zihniyet olarak farklı olsaydık çoktan bu süreçten kurtulurduk gerçekliği ile dikkat çekildi.

Üniversitelerin eleştirel düşünmeyi öğretmekten giderek uzaklaştığı, özgürlükten vazgeçmenin kendiliğinden oluşacağı vurgulandı. Örgütlü karşı duruşun yöntemleri tartışıldı:

Bu tip forum ve sempozyumların daha sık gerçekleştirilmesi, daha fazla tartışmaların yürütülmesi de sıkça dile getirilen temenniler arasında yer aldı. Bununla birlikte kimi konuşmacılar giderek akademi üzerinde artan bir baskının olduğu bir döneme girerken koordinatif yapılanmaların da halktan kopuk bir üniversite mücadelesinin de yeterli olamayacağının daha proaktif bir tutuma sahip yapılanmanın gerektiğinin altı çizildi. Proaktif bir yapılanma ile daha fazla üniversite emekçisine, öğrencilere ulaşılmasının da daha kolay olacağı belirtildi.

Taşra üniversiteleri ve vakıf üniversitelerinde gerek çalışma şartlarının gerekse bilimsel ortamın akademik mesleğin en düşük standartlarını bile karşılamadığına dikkat çekilirken yapılanması görece daha eski üniversitelerde, merkezde güçlü olunabilinirse buralara da daha etkin müdahale edilebileceği vurgulandı. Katılımcılar bu tip toplantıların büyük şehirler dışında da yapılmasının buralardaki havayı bilim lehine bir nebze geliştirebileceğine de dikkat çekti.

İnsan- Toplum – Doğa yararına bilim yapmanın, bilginin ve mücadelenin yaygınlaştırılmasının gerekliliği ve önemi vurgulandı.

Üniversitelerin, bir yandan şirketleşirken, yönetişimle, biat eden bilim kurumlarına dönüştürülürken araştırmalara müdahale ile, çalışma koşullarının esnekleştirilmesi ve güvencesizleştirilmesi ile akademik kapitalizmin girdabına sokulurken; diğer yandan da hükümet güdümlü idarecilerin elinde giderek kamuoyundaki saygınlığını ve güvenilirliğini kaybettiği ifade edildi; bu süreçte bilim emekçilerinin iş güvencesinin, bilimsel özerkliğin, dokunulmazlığın, araştırma ve ifade özgürlüğünün olmazsa olmaz koşulu olduğu toplantıda dile getirildi. Kapsayıcı bir mücadele programı ve ortak akılın iş güvencesi talebini sahiplenmesi gerektiğinin altı çizildi. Bilim insanları tarafından oluşturulan pek çok girişim ve inisiyatifin böylesi ortak ilkeler de uzlaşarak birleşik bir mücadele yürütebilecek disiplinli bir yapı oluşturmasının önemi de kimi konuşmacılarca belirtildi. Bu yönde çaba harcanması için temenniler de bulunuldu.

Forumda dile getirilen görüşler ışığında Üniversite Dayanışma Platformu eşgüdüm komitesi hak ihlallerinin arttığı, üniversitelerin hem sayısının çoğaldığı hem yaygınlığının genişlediği bu konjonktürde kendi yapısının yeniden gözden geçirilmesinin gerektiği kanaatine varmıştır. Üniversite Dayanışma Platformunun bileşenleri yüksek öğretimin yeniden yapılandırılmasına dair takvimin işlemeye başladığına dair işaretlerin yoğunlaştığı bu ortamda dağınık ve örgütsüz kalmamak üzere irade göstermelidir.

Bu sorumluluk anlayışıyla UDP’nun bileşenlerini (temsilcilerini); birleşik mücadeleyi örmeli, proaktif örgüt yapısını oluşturmalıdır.